RÖPORTAJLAR

Muhittin Palazoğlu

Muhittin Palazoğlu
Hangi alanda olursa olsun, Türkiye’de genç yaşta girişimci olmak zordur. Bir de büyük markaların imajlarını emanet etmesinin sorumluluğunu taşıyorsanız, her şeyi çok farklı düşünmek zorundasınızdır. Genç iş adamlarına örnek olan Muhittin Palazoğlu, başarı sırlarını Bosslife okuyucularıyla paylaştı.


Onun ismini ilk kez 2012 yılında TC Kültür Bakanlığı ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin destekleriyle Ataşehir Ülker Sports Arena’da düzenlediği Şeb-i Arus İstanbul törenleriyle duyduk. Bir ilki gerçekleştirerek Şeb-i Arus’un Konya dışında da yapılabileceğini, dünya alimi Mevlana’nın sadece Konya’da anılmasının çok anlamlı fakat katkı sunulması gereken bir organizasyon olduğunu gösterdi ve Şeb-i Arus törenlerini dünya kültür başkenti İstanbul’da düzenlemeye başladı. O dönem, Şeb-i Arus’un Konya dışında da düzenlenip düzenlenemeyeceği çok tartışıldı, ciddi eleştiri oklarına maruz kaldı. Ancak bizzat yaşadığı bir durumdan ötürü, manevi değerlerle yaptığı Şeb-i Arus İstanbul, artık İstanbul’da yılın en önemli etkinlikleri arasında gösteriliyor. Palazoğlu ismini aslında sadece Şeb-i Arus İstanbul ile sınırlamamak gerekiyor. Üniversitede okurken bir girişimcilik örneği olarak kurduğu AdStation şirketi, bugün THY, Ülker, Türk Telekom, Samsung, AlbarakaTürk gibi dev şirketlerin kurumsal organizasyonlarından spor organizasyonlarına kadar birçok etkinliğini düzenliyor. Özellikle spor organizasyonları anlamında Türkiye’de yeni bir dönem başlatan Muhittin Palazoğlu ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

İsminizi özellikle yaptığınız başarılı organizasyonlardan dolayı sıkça duyuyoruz. Aslında iletişim ajansısınız. Nasıl karar verdiniz AdStation’ı kurmaya?
1986 yılında Bolu’da doğdum. Benim öyküm üniversite eğitimi için Bolu’dan İstanbul’a gelmemle başlıyor. Aslına bakarsanız küçük yaşlarımdan itibaren hep ticaretin içindeydim. Ailemin maddi durumu yaşadığım bölge standartlarına göre iyi olmasına rağmen, bana her okul tatilinde çeşitli yerlerde çıraklık yaptırdılar. Ticaret hayatını uzaktan veya kitaplardan değil, bizzat sahadan öğrenmemi istediler. İnsanlarla sürekli iletişim halinde olan, herkesle iyi geçinebilmenin yollarını arayan, kapıdan giren müşteriyle ilgili anında bilgi toplayıp 2-3 kelamdan sonra doğru frekansı yakalayarak o müşterinin ihtiyaçlarına cevap verecek ürünleri sunan, müşteriyle ortak noktaları ortaya çıkararak müşterinin bir dahaki sefere yine kendisini tercih etmesini sağlayan kişilerin yanında öğrendim ticareti. “Sadakat kartı” çıkarmadan da müşteri sadakatini yakalayabilen gerçek ticaret erbaplarından… Üniversite eğitimim sırasında okulda öğrendiklerimin tek başına yeterli olmayacağının farkındaydım. Bu sebeple farklı düzlemlerde de olsa diyalogu ön planda tutan iletişim alanına yöneldim. Bir kurumsal iletişim ve danışmanlık firmasında yarı zamanlı olarak işe başladım. Amacım sektörü tanımak ve sektördeki iş alanlarının hepsine bir şekilde girip çıkmaktı aslında. Okul sonrası hayatımı nasıl çizeceğimi burada belirleyecektim. 2,5 yıl boyunca spor karşılaşmalarında tribünlere açılan bayraklardan dev konser organizasyonuna, halı saha turnuvasından pist yarışlarına, bir binaya asılacak reklam panosundan kulübe sponsor olacak markanın yönetimine kadar her türlü işi yapmaya çalıştım. Ve en son tüm spor organizasyonlarının başında iken 2008’in ortalarında kendi yolumu çizmeye karar verdim. O yıllarda spora güçlü bir şekilde giren ve milli takımlar ve 4 büyükler (O zamanlar Fenerbahçe, Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor olmak üzere 4 büyükler vardı) nezdinde çok büyük sponsorluklara imza atan Ülker’le el sıkıştık. Grubun tüm spor etkinliklerini yönetmeye başladık. Hem geçmiş yıllardaki know how, hem Ülker’le gelen kurumsal firma/müşteri ilişkisinin iyi yönetimi sonrası sektördeki diğer markalarla da işbirliklerimiz başladı. Yıllar geçti, işlerimizin kapsamı büyüdü, etki alanımız genişledi ve sektördeki en büyük firmalardan birisi haline geldik. Türkiye’de spor organizasyonlarını ilk başlatan, A’dan Z’ye yapan ve şu anda da lider konumunu koruyan tek bir firma biziz diyebilirim. Spor organizasyonları alanında Ülker, THY, Türk Telekom gibi kendi alanlarında sektörün lider firmalarıyla çalışıyoruz. Yine Samsung’un, Albaraka’nın kurumsal organizasyonlarını düzenliyoruz. Bunun dışında 2012 yılından beri de tamamen manevi değerlerle yola çıkarak Şeb-i Arus İstanbul törenlerini düzenlemeye başladık. Konya’dan çıkıp dünyaya mâl olmuş bir dünya alimini, ismine yakışır bir şekilde 4 yıldır dünya kültür başkenti İstanbul’da anıyoruz.

AdStation olarak spor organizasyonları dışında neler yapıyorsunuz?
5 farklı uzmanlık alanında markalarımıza hizmet veren kreatif bir ajansız. Ajansımızın en önemli ayağını daha önce de belirtmiş olduğum üzere spor organizasyonları oluşturuyor. Bunun dışında çeşitli etkinlikleri üstleniyoruz. Lansmanlardan gerilla pazarlamaya, vip etkinliklerden kurumsal etkinliklere kadar tüm bu hizmetleri, etkinlik ayağımızda yürütüyoruz. Dijital departmanımızda ise markalarımızın web ve sosyal medya yönetimlerini üstleniyoruz. Açık hava reklamları ve online TV yayıncılığı ise diğer uzmanlık alanlarımız.

Peki neyi farklı yapıyorsunuz? Başarınızın sırrı nedir?
Öncelikle burada sadece Muhittin Palazoğlu’nun başarısını konuşmamız yanlış olur. Benim arkamda kocaman bir ekip var. Bizi bugünlere getiren Muhittin Palazoğlu’nun ve ekibinin başarısıdır. Bu işe ilk başladığım zamanlarda benimle birlikte organizasyonların en alt kademesinde görev yapan arkadaşlarım, bugün ajansımda müdürlük konumunda bulunuyor. Müthiş bir iş disipliniyle çalışıyoruz. Bu da ister istemez başarıyı getiriyor tabii ki. Ayrıca biz bu işleri başlatana kadar Türkiye’de organizasyonlar, çok düşük bütçelerle yapılmaya çalışılıyordu. Kimse büyük hayaller kurmuyordu. “Nasıl olsa burası Türkiye, hiçbir firma bu işlere bu kadar para vermez.” düşüncesinin yanı sıra organizasyon yapan kişiler, firmaların beklentilerini yüksek tutmaya çalışmıyorlardı. Önemli olan kazançlarıydı. Biz bu bakış açısını tersine çevirdik. Ülkemizde spor organizasyonlarında da iyi ve başarılı işler yapıldığını göstermek istiyoruz. 2013 yılında Fenerbahçe’nin ve yine 2014 yılında Galatasaray şampiyonluk kutlamaları organizasyonlarımız buna çok iyi örnektir. Her iki kutlamada da 40 tır malzeme, lazer şovlar, 450 kişilik ekiple yurt dışındaki organizasyonları aratmayan organizasyonlar yaptık. Kısacası biz organizasyonlara yeni bir vizyon getirdik. Organizasyonlar ve özellikle de spor organizasyonlarında Türkiye’de yapılmayan şeyleri yapmayı seviyor. Stadyumlarda ve salonlarda ürün dağıtımından şampiyonluk kutlamalarına kadar tüm kademelerde iş yapabilecek kapsamda bir ekibe ve altyapıya sahip. 2014 yılında Fenerbahçe’nin ve yine 2015 yılında Galatasaray şampiyonluk kutlamaları, 2012 yılından bu yana İstanbul’da da düzenlenen geniş katılımlı Şeb-i Arus İstanbul törenleri başta olmak üzere her türlü etkinliği AdStation portföyünde sunuyoruz.

AdStation 7 yıldır çeşitli organizasyonlar düzenliyor. Ancak bunların birçoğu sizin de belirtmiş olduğunuz gibi spor ağırlıklı. Şeb-i Arus İstanbul’u düzenlemeye nasıl karar verdiniz?
Bildiğiniz üzere Şeb-i Arus, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin ölüm yıldönümüdür. Tüm dünyayı sözleri ve eserleriyle etkilemiş, gönüllerin ve aşkın sultanı Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin vuslat gecesi, her yıl aralık ayında sema ayini ve dualar eşliğinde Konya’da kutlanıyor. Şeb-i Arus, Mevlana Hazretleri’nin Allah’a (CC) kavuştuğu büyük gün olarak anılıyor. "Ben öldükten sonra mezarımı yerlerde aramayın. Ben ariflerin gönlündeyim" diyen, Konya’dan çıkıp sınırlar ötesine ulaşan hoş görünün ismi Mevlana. Yaşamını “Hamdım, piştim, yandım” diye özetleyen, ilahi aşk yolculuğunu, “Gel Ne Olursan Ol, Yine Gel” sözleriyle evrenselleştiren Mevlana Celaleddin-i Rumi düğün gecesi olarak anıldığı ölüm yıldönümünü 2012 yılında İstanbul’da yapmaya karar verdik. Şeb-i Arus organizasyonlarının benim için çok özel bir yeri var. 2012 yılında babam, Konya’daki törenlere gitmeyi çok istemişti. Çok çabaladık ancak bilet bulamadık. Çünkü törenlerin biletleri nerdeyse 1 ay öncesinden tükeniyormuş, sonradan öğrendik. Hem bu şekilde bilet bulamayanlar için hem de seyahat konusunda çok da rahat olamayanlar için öğretisi sınırları aşan bir alimin neden kültür başkenti İstanbul’da anılamayacağını sorgulayıp Şeb-i Arus İstanbul’u düzenlemeye karar vedik. Türkiye nüfusunun dörtte birinin yaşadığı, dünya başkenti olarak gösterilen, kültür köprüsü görevi gören İstanbul’da böyle bir organizasyon eksikliği vardı. Evet, Mevlana’nın doğduğu yerde Konya’da Şeb-i Arus törenleri devam edecek ve etmeli de. Biz kesinlikle Konya’ya bir alternatif sunmuyoruz. Konya’da düzenlenen Şeb-i Arus törenlerinin yeri her zaman ayrıdır, özeldir. Bizim burada yapmak istediğimiz, o maneviyatı yaşamak isteyip Konya’ya gitmeye fırsat bulamayanlar, oradaki salonun kapasitesi nedeniyle törenleri izleyemeyenler de buyursunlar Şeb-i Arus İstanbul’da o maneviyatı yaşasınlar.

Özel anma organizasyonunda ne gibi ayrıntılara önem verdiniz?
Belirtmiş olduğunuz üzere bu bir anma organizasyonu. Mevlana gibi öğretisi sınırları aşmış, hiçbir zümreye, şehre ya da ülkeye ait olmayan, bu dünya alimine yakışır bir organizasyon yapmanın sorumluluğunu üzerimizde hissediyoruz. O yüzden A’dan Z’ye tüm detaylar bizim için çok önemli. Her geçen yıl kendimizi biraz daha geliştiriyoruz. Çünkü her şeyin kusursuz olması gerekiyor. Üzerimizde büyük bir sorumluluk hissediyoruz. Örneğin bu yıl, hiçbir organizasyonda olmayacak şekilde dünya starlarının konserlerini hazırlayan 500 kişilik dev bir ekiple çalıştık. Beyonce, U2 gibi dünya starlarının konserlerinde kullanılan tüm teknik ekipmanları bu organizasyonda kullandık. Manevi değeri yüksek bir gece olduğu için bu maneviyatı herkesin hissetsin diye işitme engellileri unutmadık. Geceden elde edilecek tüm gelirin hayır kurumlarıyla paylaşılacağı bu manevi geceyi herkes yaşayabilsin diye, İstanbul’un en büyük spor salonunu Ataköy Sinan Erdem Spor Salonu’nda töreni düzenledik. Her biri kendi alanlarında star alan sanatçılar; Alişan, Sami Özer, Serkan Kaya, Kutsi, Yusuf Güney ve Erkam Aydar, Şeb-i Arus İstanbul’da bizi yalnız bırakmadılar. Onların seslendirdiği ilahiler ve semazenler eşliğinde 15 bin kişi Mevlana’yı yad etti. 40 kişilik orkestranın, 35 kişilik semazen ve 30 kişilik mutrib ekibin hazır bulunduğu tören için toplamda 7 tır ekipman dahilinde, 500 metre truss, 350 ışık robotu, çeşitli alan içi görüntü yansıtma sistemleri, 105 metre led teknik ekipman kullandık. Sinan Erdem’in zeminini de semazenler için özel olarak yeniden döşedik. Ses ve ışık sistemiyle birlikte salonun bütün alanları gecenin havasına uygun şekilde hazırlandı ve İstanbul’un o eşsiz silueti bir tennurenin eteğinde gökyüzüyle buluştu.

Muhittin Palazoğlu Muhittin Palazoğlu
Tüm Röportajlar