RÖPORTAJLAR

Ebru Güzel

Ebru Güzel
 Sizi Biraz Tanıyabilir Miyiz?

Uzun yıllar modellik yaptım. Türkiye ve dünya derecelerim var; ama benim öz-gerçekleştirim yolculuğum asıl, 2004 yılında başladı. Yaşamın anlamına dair sorularımın en güzel yanıtını akademide bulacağımı düşündüğüm için de üniversiteye geri dönme kararı aldım. Yeditepe Üniversitesi’nde Antropoloji doktorasına ve eşzamanlı olarak dersler vermeye başladım. Doktorayı bitirdikten sonra,  Mehmet Yakup Yılmaz, Doğan-Burda Dergi Grubu’ndan bir dergi çıkartmamız için yanına çağırdı. Zaten o sıralarda Hürriyet Gazetesi ve Elle dergilerinde yazarlık yapıyordum. Çok uzak olduğum bir sektör değildi. Proje müdürü göreviyle, derginin reklamından içeriğine kadar her şeyinden sorumluydum. Ancak dergi serüvenim tam bir buçuk yıl sürdü; çünkü hem üniversite hem de dergide çalışmak yormaya başlamıştı. Ve içimden geleni yapmayı tercih ederek dergiciliği bırakıp üniversitede devam ettim. En son 2018 yılında da Fenerbahçe Üniversitesi’nde geçtim ve burada Yeni Medya Bölüm Başkanı olarak çalışmaya devam ediyorum. Biliyorsunuz eğitim ve öğretim dönemine aktif olarak geçen yıl başladık. Fenerbahçe Kulübü’nde yönetim değişikliği gibi süreçlerden dolayı eğitimde yaşadığımız bu bir yıllık gecikme süresinde, “Eşikteki Çocuk: tween” adlı bir bilimsel araştırma kitabı (Kırmızı Kedi Yayınevi) çıkarttım. Özellikle kız çocuklarıyla ilgili ele aldığım tween sorununun tüm Türkiye’de bir farkındalık projesine dönüşmesini istiyorum. İletişim Fakültesi olarak öğrencilerimizle birlikte “Ne Çocuk Ne Ergen: tween” adıyla paneller düzenliyoruz. Birincisini Sayın Rektör Prof. Dr. Mehmet Emin Arat Hocamızın desteğiyle üniversitemizde yaptık. Onu Üsküdar Belediyesi ve Ataşehir Belediyesi izledi. Önümüzde Beykent Üniversitesi Sosyoloji Kulübü ve Doğuş Üniversitesi var. Hedefimiz Türkiye’nin dört bir yanında bu panelleri düzenleyip bir farkındalık yaratabilmek.

 Tween projesinden ayrıntılı bir şekilde bahsedebilir misiniz?

Tween kavramı, daha çok 1950’lerden sonra Amerika’da bir pazarlama kategorisi olarak başlıyor. 8-13 çocukları kapsayan bir kavram. Aynı teenager gibi tweenager bir dönem bu. Biz hiçbir zaman çocukları bu şekilde pazarlama kategorisi içinde tanımlamadık. Bu tanım şimdi sosyal medyada popülerleşmeye başladı. Tween etiketini yazın, çoğunluğu kız çocuğuna ait milyonlarca paylaşım göreceksiniz. Biz tween çocuklar için cinsiyetleştirilmiş, yetişkinleştirilmiş, cinselleştirilmiş ve hatta fetiş bir obje haline gelmiş çocuklar tanımlamasını kullanıyoruz ne yazık ki. Neden? Çünkü çocuklar tamamen dış koşullarla; tüketim, şöhret, lüks algısı içerisinde kuşatılmış durumdalar. Fönlü, yapılı saçlı, makyajlı ve profesyonel mankenlere benzer pozlarla, tween/celebrity etiketlerini kullanarak bu fotoğrafları kendileri paylaşıyorlar. Üzücü olan kısım ise bazılarının paylaşımlarını/menajerliğini annelerinin yapıyor olması! Burada geleceğe dair en önemli sorun, çocukların şöhreti bir meslek gibi algılayıp çaba harcamaları ve her paylaşımda birbiriyle yarışıp daha iddialı pozlar vermek istemeleri. Bu aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin de dışa vurumu. Biz bu sorunu lolita konsepti ile  teen evrede görüyorduk; ama 8-13 yaş arasında görmüyorduk. Kaldı ki 13’den önce sosyal medya hesabı açmak yasak! Devletler ya da sosyal medya platfromları her ne kadar yasaklayacağız deseler bile nasıl kontrol edileceğine dair hiçbir fikrim yok. Sonuçta yaş seçeneğini herkes büyük gösterip, o hesaba kavuşabilir. Dolayısıyla bu önemli bir sorun. Tween farkındalığını bütün annelere, öğretmenlere, uzmanlara her yere ve kuruma yaymak gerekiyor. Hem okullarda, üniversitelerde, hem de sivil toplum kuruluşlarında ve devletin kurumlarında bu konunun tartışılması gerekiyor.

 Bu Projeyi Türkiye’de İlk Kez Gündeme Siz Mi Getirdiniz?

Evet. Ülkemizde bu proje ve hatta tween kavramı ilk kez benim farkındalık yaratma çabamdan dolayı gündeme geldi. Burada tamamen gönüllülük prensibiyle hareket ediyorum. Hiç evlenmedim ve çocuğum da yok. Gönüllü çocuksuzluk bilinçli seçimim; ama bütün çocukları kendi çocuğum gibi hissedebiliyorum. Artık çocuk dediğiniz şey, sizin elinizde olmayan bir varlık. Keza kontrol etmek de çözüm değil! Sorunun çocukluğun yitişi olduğunu görmek gerekiyor;  çocuklarımız yetişkinleştiriliyor ve ergenleştiriliyor. Neil Postman’nın dediği “yetişkin-çocuk” sendromu, bence çocukları bir türbülansa sokuyor. En tehlikelisi ise bu yaşlarda çocukların manipülasyona açık olmaları. Yani ne verirsen onu alacak yaş grubundalar. Bizim burada yapmamız gereken ise, çocukların karşısına doğru rol modelleri koymamız. Asla sosyal medya hesaplarını kapatalım, yasaklayalım, kontrol edelim gibi şeyler gerçek çözümler olmayacaktır. Asıl çözüm; nasıl dünyanın Pimenova gibi dünyanın en güzel çocuğu modeli varsa, bunun karşısına Pepe gibi Alice gibi mükemmel ölçülerle değil ama aklıyla, kalbiyle ve vicdanıyla sorgulayan, varlığı ve kişiliğiyle ön planda olan kız çocuklarını koymak zorundayız.
 Daha Önce Yazdığınız Kitaptan Bahsedebilir Misiniz?

“Filtreli Güzellik”. Postiga Yayınları tarafından yayınlanmıştı. O kitapta iki yazarız. Ben açıkçası tween fenomenleri bu kitapta keşfettim. Çünkü bu kitabın çıkış sorusu Türkiye güzelleri ve süper modellerin güzellik algısı nedir, idi. Güzellikleri taçlandırılmış kadınlar bile sosyal medyada, ultra güzel olmayı tercih eden filtreli paylaşımlarda bulunuyorlar. Oysa bu kadınlar zaten kusursuz imaja, kusursuz güzelliğe yakın, tescillenmiş kadınlar. Güzellik anlayışı bir altın oran. Bu altın oran kimde fazlaysa biz onu daha güzel görüyoruz. Peki ama bu orana yakın kadınlar neden fitre kullanıyorlar? Demek ki güzellik baskısı, dayatması onlarda da mevcut ki böyle bir sonuca ulaşıyoruz. Yetişkinlerde böyle bir baskı var, bu baskıya nasıl boyun eğiyorlar durumunu sorgularken, kız çocuklarının bu çıkmaza girdiğini fark edince araştırmak istedim. Zaten yetişkinleri kurtarmak çok zor. Sonuçta kişilikleri, bakış açıları ile baskınlar ve kendileri istemedikleri sürece alışkanlıklarını değiştiremiyorsunuz. Ama çocuklar öyle değil; hamur gibiler. En azından çocukları geliştirmek, değiştirmek ya da yön vermek daha kolay. Hiç değilse tween kavramını anlatan kişi olarak, toplumda bunun farkındalığını sağlamaya çalışırsam, sonrasında el birliğiyle büyüyeceğini düşündüm. Duyarlı kadınlarımız var; mesela 4-5 Mart’ta @annerehberi ile Adana’da seminerler vereceğiz. Toplumu bilinçlendiren, mutluluğu ve refahı sağlayan kadınlar öncü olursa toplum iyi yerlerde olur.

Bir de İklim Krizi ile Alakalı Bir Konunuz Var…

Bazen kendimi üç bacaklı sandalyeymişim gibi hissediyorum. Bir tarafta kız çocuğu sorunları, bir tarafta hayvan hakları, bir tarafta da ekolojik kriz konusunu... Kültürel sorunlar çok; bir yerinden tutmak gerekiyor neden akademisyen olduk ki? Bu kitapları, makaleleri yazarken iki senedir ne yiyeceğiz, nerede yaşayacağız, hangi havayı soluyacağız, hangi suyu içeceğiz, sorgulayıp durdum. Hala daha devam ediyor. Ben hiçbir zaman sorgulamaktan vazgeçmiyorum. Doktora tezine başlarken, Hocam Prof. Dr. Bozkurt Güvenç her zaman kültürel sorunları ele alan çalışmalar yapardı. Benim hayatımda önemli birisi olduğu için muhtemelen onu kendime rol model edindim. Yaptığım işlerin raflarda kalmasını istemiyorum. Güncel konulara ağırlık veriyorum, bir fayda yaratmak adına! Öncelikle kendi sorularıma yanıtlar arıyorum. Biz antropolojide buna öz-dönüşümsellik diyoruz. Zaten içimizdeki sorunların mutlaka toplumsal bir ucu var.  Ayrıca etkilerinin şiddetlenerek artacağı iklim kriz kapımızda, geldi ve içeri girdi. Afrika’daki kuraklık da, Avustralya’daki yangın da hepsi hepsi bizi ilgilendiriyor. Bizden uzak bir kıtanın ucu değil; yani bütün bir evimiz yanıyor. Hastalıklar, göç, mültecilik ciddi sorunlar. İnsanlar artık hiç olmadığı kadar göç etmeye başladılar. Biz burada neden 3 maymunu oynar gibi gereken önlemi almıyoruz? Avustralya’da binlerce deve öldürüldü, tepki yok. Bununla alakalı sosyal medyada paylaşım yaptım, 50 kişinin dahi dikkatini çekmedi! Biz bu mecraları aktivist olarak da faydalı işler için kullanabiliriz. Ama sorumluluk almayarak ya da bir avuç insanın sırtına binerek gerçeklerden kaçmayı çok seviyoruz! Su kıtlığı, kuraklık, hastalıklar, gıdanın hakça dağıtılmaması, toprağın kumlaşması/çölleşme gibi sorunların içinde yaşıyoruz artık. Önceden geliyor, gelecek gibi söylemler vardı. Kapıdan içeri girdi. Yani artık o dünya başladı. O yüzden dayanamadım önce kendi ödevine eğilen bir çocuk çalıştım. Şimdi bu konuları irdelediğim yeni bir kitap yazdım. Neredeyse bütün Anadolu’yu, köyleri, çiftlikleri gezerek ve sadece kendi imkanlarımla ciddi bir alan araştırması yaparak yazdım bu kitabı. Önümüzdeki ay Alfa Yayınevi’nden çıkacak. Kitabın ismi sürpriz olsun.

 Genç Okurlarımıza Neler Söylemek İstersiniz?

Öncelikle artık herkesin bir sivil toplum kuruluşuna üyeymiş gibi, sorunlara yönelik gönüllü çalışması lazım. Bu keyfe keder bir konu değil artık. Çanlar çalıyor. Özellikle yine çocuklar ve gençler ekolojik bir bilinç, entelektüel bir kimlik kazanmak zorundalar. İşte üniversite diplomadan ziyade, onlara bakış açısı kazandıran bir ortam. Ben bunun için elimden gelen her şeyi yapıyorum. Bu çocukların ekolojik okuryazar olmaları şart. Mütevelli heyeti başkanımız Sayın Dr. Hüseyin Bozkurt, üniversitemizi ilkler arasına koymak istiyor. Keza rektörümüz, rektör yardımcımız Prof. Dr. Şahamet Bülbül gibi hocalarımız da aynı iddia için çalışıyorlar. Bizler böyle çalıştığımız sürece, ki bu duyarlılık öğrencilerimizde var, toplumumuza da yayılacağını öngörebiliyorum. Söz konusu doğa, dünya ve insanlığın ortak geleceği olduğu için hepimiz artık gönüllü birer elçiyiz…

Ebru Güzel Ebru Güzel
Tüm Röportajlar